|
|
|
|
Yücel GÜRCAN |
|||
LİBERAL DEMOKRASİ VE DEVLETÇİLİK |
|||
|
Liberal Demokrasi ve devletçilik konusuna girerken, Liberal Düşüncenin fikri temelleri
üzerine şunlardan bahsedilebilir. Piyasa ekonomisi, özgürlük, insan hakları, adalet,
barış, kanun önünde eşitlik, hoşgörü ve hürriyetçi demokrasi. Bu temeller ışığında liberal bir bakışla sosyal, iktisadi ve siyasi olgular değerlendirilebilir. Bu temeller insanların güven, düzen ve refah içerisinde yaşamasını sağlayan değerlerdir. Bu değerler evrensel kurumların oluşmasına ve bu kurumların çalışmasına imkan verir. Bu tanımlamalar çerçevesinde devletçilik kavramı ele alınacak, liberal demokrasi bakışıyla devletçilik irdelenecektir. |
|||
Liberal Demokrasi ve devletçilik konusuna girerken, Liberal Düşüncenin fikri temelleri üzerine şunlardan bahsedilebilir. Piyasa ekonomisi, özgürlük, insan hakları, adalet, barış, kanun önünde eşitlik, hoşgörü ve hürriyetçi demokrasi. |
|||
| Devletçilik , devletin başta iktisadi olmak üzere
kültürel, sosyal, eğitim, sağlı ve alanlar gibi toplumu yakından ilgilendiren
konularda aktif rol alması, taraf olması, belirleyici olmasıdır. Bu tanımı biraz
daha açarsak, devletin geniş bir toplumsal alanda yer almasıdır. Meselâ; devlete ait
hastanenin, televizyonun, okulun, bankanın, fabrikanın, kültür merkezinin, hatta
sanatçıların olması devletçi yaklaşımların ürünleridir. Bunun dışında, devlet
sadece aktör olarak değil, belirleyici olarak da yer alabilir. Örneğin; devletin
piyasa sürecine müdahalesi devletçilik olarak değerlendirilebilir. Meselâ bir mal
piyasasında fiyat oluşumunda tek belirleyici devlet olursa da devletçilikten söz
edilebilir. Liberal demokrasinin yukarda yazılan değerleri ve ilkeleri ışığında devletçiliği ele alırsak şu yargılara ulaşılabilir. Devlet, devletçilik gereği işletmecilik yapmaktadır. Kamu işletmeciliği, özelikle Türkiye pratiğinde global normlarda epeyce uzak görünmektedir. Yani, verimlilik, etkinlik, etkililik, performansa göre insan kaynakları değerlendirilmesi, küresel rekabet, teknolojik gelişme, ar-ge sistemi gibi birçok öğe global normlardan olabildiğince uzak bir anlayışla yürütülmektedir. Bu gerçek, geleceğin dünyasının ülkelerin değil, işletmelerin rekabetinde şekilleneceğini düşünülürse vahim bir tablo oluşturmaktadır. Esasen, devletin işletmeleri global normlara göre işletilse bile, ki bu hiç olamamıştır. Öyle olsa bile yukarıda da değinildiği gibi liberal demokrasi ilkelerine uymamaktadır. Devletin herhangi bir sektörde diğer üreticilere rakip olması temel insan hakları ve hürriyetçi demokrasi açısından sakıncalar doğurabilmektedir. Niçin? Çünkü, her insanın özgürce ve başka insanların özgürlüklerine zarar vermeyecek, kamu otaritesini zaafa uğratmayacak şekilde iktisadi girişimde bulunma, servet edinme ve bu servetini artırma hakkı olmalıdır. Bu hakkı engelleyebilecek olanlar sadece diğer insanlar değil, kamu otoritesi de olabilir. Devlet girişimlerde bulunarak kaynak kullanır ve vatandaşına rakip olmaktadır. Devletin rekabeti; rasyonel olmayan bir üslupta, dolayısıyla haksız bir rekabet yaratarak oluşmaktadır. Sonuçta yukarıda denilen temel insan haklarını zedeleyecek tarzda bir ortam oluşmaktadır ve bu sonuç liberal demokrasi açısından kabul edilebilir değildir. Devletçiliğin liberal demokrasi ile uyuşmayan bir yönü de kamunun salt olarak ekonomik alanda değil, siyasi ve kültürel alanlarda uygulamalarıdır. Devletçilikte devletin operası, klasik ve tasavvuf müziği koroları, balesi olabilmektedir. Dahası bu kültürel değerlerin bedelini o hizmetten yararlanmayan, hatta bu kültürel değerleri sevmeyen kimseler ödemektedirler. Buna göre devlet vatandaşlarına sadece adil olmayan bir anlayışla değil, aynı zamanda bir kültürel taraftar olarak da kültürel ve sosyal yaşama mü dahil olmaktır. Bu iki fiil, liberal demokrasiye olumsuzluk olarak değerlendirilebilir. Oysa ki bu kültürel değerler toplumun dinamikliğine bırakılsa, belki de bu değerler mevcut gelişmelerin daha üzerinde bir yapıya kavuşacaklardır. Bu açıdan Devlet aktör ve mü dahil olarak kültürel değerlerin gelişmesine engel oluşturabilmektedir. Dolayısıyla, insanların kültürel zenginliklerini artırma gayretleri kısıtlanmış olmaktadır. Devletçiliğin iktisadi, sosyal ve kültürel yönlerden yaklaşımı, devlet erkini elinde tutan veya ele geçirmek isteyenler için cazip bir alan oluşturmakta ve bu nedenle ülkenin siyasi zemini farklı amaçlar güden politik kişilik ve grupları ortaya çıkarmaktadır. Bu tür politik kişi ve gruplar ülkenin siyasi alanını da olumsuz bir şekilde oluşturmaktadırlar. Daha açık bir ifadeyle, devletçilik devleti yönetenler için geniş bir alanda hükmetme imkanı tanımakta ve insan hakları, demokrasi gibi evrensel değerlerin yerine kişisel ve grup (siyasi parti, sendika vb.) menfaatlerini ön planda tutan bir anlayışa sebep olmaktadır. Başka bir açıdan ise devleti yönetmeyi amaç edinen kişi yada grupların amacı ekonomik ve siyasi açıdan bu pastadan pay alma olabilmektedir. Bu vahim amaç siyaseti, alternatif ekonomik yatırım aracı haline getirmektedir. Sonuç olarak diyebiliriz ki bu konuda yazılabilecek ve toplumu ilgilendiren çok sayıda olgu vardır. Bu olgular da devletçiliğin liberal demokrasi ile ört üşmeyen, çatışan yönlerini ortaya koymaktadırlar. Bu yazıda bunlardan bir kısmı ele alınabilmiştir. Küreselleşen dünya da artık ülkelerin kendi içine kapanıp dünya gerçekleri ve değerlerinden uzak bir şekilde yaşaması mümkün görünmemektedir. Aslında, bu durum ülkelerin kalkınması ve gelişmesine imkan tanımaktadır. Dünya ülkeleri ile rekabet edebilmenin koşulu evrensel değerleri anlamayı ve lokal değerleri de göz ardı etmeden yaşama geçirmeyi gerektirir. Buna göre, liberal demokrasiyi iyi anlamalı ve devletçiliği bu bakış açısıyla yeniden tarif etmeliyiz. Aksi takdirde gerek içte gerek dışta sıkıntılarımız devam edecektir. |
|||
|
|
|
|
|
|