|
|
|
|
| YUNANİSTAN |
Mehmet Girgin |
||
|
YUNANİSTAN TÜRKİYE’Yİ ÜÇE KATLADI |
|||
|
Dünya Bankası, Ekim ayında 1999- 2000 raporunu yayımladı. Bu rapor çeşitli yönlerden önem taşıyor, ayrıca içinde bulunduğumuz son yüzyılı da özetliyor. Raporda Türkiye “Orta Gelirli” bir ülke olarak tanımlanıyor. Biz zaten yüksek gelirli ülkeler sınıfına bir türlü giremedik ama; işin ilginç ve düşündürücü yanları da var. Deprem gibi doğal felaket zamanında yakın dostumuz olan, normal zamanlarda bize düşman kesilen sınır komşumuz Yunanistan “Yüksek Gelirli” ülkeler sınıfına sokulmuş. Türkiye’yle aynı kaderi paylaşan orta gelirli ülkeler grubunda Estonya, Lübnan, Slovakya, Libya, Gabon, Samoa, Mauritius, Malezya, Panama ve Uruguay gibi ülkeler bulunuyor. Ben 1999-2000 Dünya raporuna dayanarak Türkiye ile Yunanistan’ı karşılaştırmak istiyorum. 1997 yılı itibariyle, Yunanistan’da her 1000 kişiden 89’unda cep telefonu, 45’inde bilgisayar varken, Türkiye cephesinde ise durum şöyle; her 1000 kişiden 26’sında cep telefonu, 21’inde bilgisayar var. Biz de kendimizi haberleşme alanında iyiyiz sanırdık. Oysa Yunanlılardan bile geriymişiz. Yunanistan’da kişi başına kullanılan elektrik enerjisi sarfiyatı 1996 yılı itibariyle 3.395 kilovat-saat iken Türkiye’de bu rakam 1.165 kilovat- saat. Yunanistan’da devletin özel sektöre yaptığı teşvikler toplam harcamanın 1985 yılında %35 iken, 1997 yılında %22’ ye düşmüş. Türkiye’de ise devletin özel sektöre yaptığı teşvik 1985 yılında toplam harcamanın %41’ i iken 1997 yılında bu rakam %47’ ye yükselmiş. Yani, Yunanistan’da teşvikler her geçen gün azalırken bizde artıyor. Devletimiz daha çok fakirleştikçe özel sektöre daha çok yardım ediyor. Dünya Bankası’nın raporundan başka Institutional Investor dergisinin Mart 1999’daki sayısında Yunanistan’a verdiği not 56,1 iken, Türkiye’ye verdiği not 36,9 idi. 1998 yılı sonunda borsa şirketlerinin toplam değeri Yunanistan’da 79 milyar 992 milyon dolar iken, bu rakam Türkiye’de sadece 33 milyar 646 milyon dolar. Övündüğümüz Merkez Bankası rezervleri 1998 yılı sonunda Türkiye!de 20 milyar 500 milyon dolar iken, Yunanistan’da bu rakam 18 milyar 500 milyon dolar. Her 100 bin doğum sırasında ölen anne sayısı 1990-1997 yılları itibariyle Yunanistan’da 10 iken, Türkiye’de 180. Yunanistan’da ortalama yaşam süresi erkeklerde 75, kadınlarda 81 iken bizde erkeklerde 67, kadınlarda 72. Bunlar daha birçok karşılaştırma yapabiliriz, ama ben daha fazla devam edemeyeceğim. “Konuştukça batıyorsun” sözü vardır, ben de daha fazla karşılaştırma yaptıkça gururuma yediremiyorum. Sözün kısası Yunanistan bizi, hemen, hemen her bakımdan üçe katlamış. İşin bir başka ilginç yanı daha var. Güney Kıbrıs Yunanistan’dan daha zengin. Bazı göstergeleri Yunanistanı bile ikiye katlıyor. Avrupa Birliği’ne Yunanistanı alıyorsunuz da bizi niye almıyorsunuz diye yalvarırken bir de bakarsınız Güney Kıbrıs’ta AB’ye katılmış. Halbuki; 1974 Kıbrıs Harekatı’nda adanın kuzeyiyle güneyi zenginlik bakımından eşit durumdaydı. Hatta zamanın Başbakanı Bülent Ecevit bizim daha zengin yerleri aldığımızı söylemişti. Türkiye ile Yunanistan’ı coğrafi, jeopolitik ve jeoekonomik olarak karşılaştırırsak bu sefer biz onları üçe katlarız. Katlarız katlamasına da bu değerleri kullanmadıktan sonra ne işimize yarar ki. Peki nede böyle oluyor? Nedeni çok basit; bazı konularda bizdeki devletçilik Rusya’dan daha fazla. Özel sektör fazla gelişmemiş. Devletimiz büyük diye öğünürüz, o kadar büyük ve hantal ki bırakın her tarafa koşmayı hareket kabiliyeti bile kalmamış. Bir söz vardır: · Kişi kendi parasıyla kendine bir şey alacağı zaman fiyatının düşük, kalitesinin yüksek olması önemlidir. · Kişi kendi parasıyla başkasına bir şey alacağı zaman fiyatının düşük olması önemlidir, ama kaliteli olması önemli değildir. · Kişi başkasının parasıyla kendine bir şey alacağı zaman fiyatı önemli değildir, ama kaliteli olması önemlidir. · Kişi başkasının parasıyla başkasına bir şey alacağı zaman fiyatı da önemli değildir, kalitesi de. Bu sözü niye yazdın diyeceksiniz. Yazdım, çünkü dördüncü söz aynen bizim devlet sistemimizi anımsatıyor. Vatandaştan toplanan paralarla, vatandaşa yapılan hizmet kaliteli miymiş, maliyeti düşük müymüş araştırıp soran bile yok. Yeter ki yapılmış olsun. En son deprem bölgesinde gördük ki Kızılay’ın çadırları mı sağlammış, yardım severlerin çadırları mı? Devletin kurtarma ekipleri mi iyiymiş, AKUT’ mu? Desenize devletin kurtarma ekipleri de mi varmış. Artık bu kafalar değişmeli, katı devletçilikten vazgeçilmeli, devlet küçülmeli, liberal politikalar uygulanmalı. Kaynak:
toruner@superonline.com |
|||
|
|
|
|
|
|